HERKES İÇİN COĞRAFYA

• 2/5/2009 - AKSELENDİ OVASINDA KUMUL OLUŞUMU VE BUNA BAĞLI ÇEVRE SORUNLARI

Kategori: DersNotlari

AKSELENDİ OVASINDA KUMUL OLUŞUMU VE BUNA BAĞLI ÇEVRE SORUNLARI

Prof.Dr. Ertuğ Öner- Prof. Dr. Mustafa Mutluer

Ege Üniversitesi Edebiyat Fak. Coğrafya Bölümü, Bornova, İZMİR

GİRİŞ

Ege Bölgesi, genellikle doğu-batı doğrultulu depresyon alanlarına yerleşmiş akarsuların meydana getirdiği alüvyal ovalar ile dikkati çeker. Bu ovalar, gerek ülkemizin ve gerekse Ege Bölgesinin en verimli tarımsal alanlarını oluşturur. Hatta bu ovaların kenarlarında yer alan en küçük toprak parçaları bile tarımsal açıdan optimum bir şekilde değerlendirilmeye çalışılır. Ancak bazı alanlarda hem fiziki faktörlerin, hem de insanların doğal çevreyi yanlış kullanımından ileri gelen etkilerle doğal

denge bozulmakta veya olumsuz yöndeki gelişmeler hızlanmaktadır. Bunun sonucunda verimli tarım alanları kullanılamaz hale gelerek büyük ekonomik kayıplar söz konusu olmakladır.

Bu olumsuz gelişmelerin bir örneği, Gediz depresyonunun yan kolu halindeki Akhisar havzası ovalarından birini oluşturan Akselendi ovasında gözlenmektedir. Akselendi ovasının güneyindeki verimli tarım alanlarının bir bölümü, oluşumu eskiden beri sürmekte olan, fakat son yıllarda giderek alanı hızlı bir şekilde genişleyen kumullarla kaplanmıştır. Kumulların istilâ ettiği tarım alanları her geçen gün biraz daha artmakta, ekonomik kayıplar büyümektedir.

Farklı doğal süreçler ve insan faktörünün birlikte meydana getirdiği söz konusu kumul alanının nasıl oluştuğu, bunda hangi faktörlerin daha fazla etkili olduğu, aktüel problemin yönü ve boyutunun ortaya konulması çalışmamızın asıl amacını oluşturmaktadır.

Kumulların oluşumu

Akselendi ovası, Ege Bölgesinde, Manisa iline bağlı Akhisar ilçesi güneyinde bulunmaktadır. Bu ova, Akhisar havzası ovaları (Akhisar-Mecidiye- Selçikli- Büknüş ve Akselendi ovaları) adıyla anılan ovalar grubu içinde olup, yaklaşık 70 km2 lik alanı ile bunların en büyüğüdür. Akselendi ovası doğudan Katırcı dağının alçak yamaçları, güneyden ise Çal dağı kütlesi ile sınırlanmıştır. Kuzeyden Karahöyük dağı ile Akhisar ovasından, batı-güneybatıda ise Yunt dağının güneydoğuya doğru

uzantısını meydana getiren ve eteğinde Nuriye, Lütfıye köylerinin bulunduğu eşik ile de Manisa ovasından ayrılmıştır

Akselendi ovasının doğusundaki yüksek alanlardan kaynağını alan, ovaya kadar Gördes çayı, ovaya girişinden itibaren ise Kumçayı adını alan akarsu doğu-batı yönünde bu ovayı kat ederek batıgüneybatıdan Kumçayı boğazını aşar ve Gediz ırmağına bağlanırdı. 1950 li yıllara kadar Kumçayı, Akselendi ovasında yağışlı dönemlerde zaman zaman büyük boyutlu taşkınlara neden oluyor, bu taşkın materyalleri üzerinde sürekli yatak değiştiriyordu. Ayrıca, özellikle yaz aylarındaki kurak dönemlerde,

akarsuyun taşımış olduğu ince taneli alüvyonlar genellikle kuzey sektörlü ve şiddetli esen rüzgârlar tarafından, geniş akarsu yatağından kaldırılarak güneye doğru süpürülüp taşınıyordu. Her iki durum, yani taşkınlar ve rüzgârın deflasyon etkisi özellikle akarsu yatağının güneyindeki tarım alanlarını büyük ölçüde etkiliyordu. Akarsu taşkınları, ovada akarsu kenarındaki tarım alanlarını tahrip ederken, kumların rüzgârlarla taşkın yatağından sökülüp güneye doğru süpürülmeleri sonucunda da

ekili alanlar kumullar altında kalıyordu. 1950 lerin başlarında, Kumçayının yatağı Çömlekçi köyü civarında güneye doğru çevrilerek bir derivasyon kanalı ile Marmara gölüne bağlanmıştır. Bu yatak değişikliği hem Kumçayının ovadaki

taşkınlarını önlemek, hem de Gediz ovasındaki tarım alanlarının daha fazla sulanması amacıyla yapılmıştır. Başlangıçta taşkınların önlenmesi ve sulama açısından olumlu gibi görünen bu düzenleme, sonraki yıllarda giderek Akselendi ovasındaki kumulların daha hızlı yayılmasına etkide bulunmuştur. Çünkü, Kumçayının Akselendi ovasındaki yatağı yıl içinde daha uzun sürelerde kuru kalmakta, bu durum da rüzgarın deflasyon etkisini fazlalaştırmaktadır. Özellikle son yıllarda tarım alanlarının

sulanmasındaki ihtiyacın artması nedeniyle, eski yatağa hiç su verilemez olmuş ve buradaki geniş yatak bütün yıl boyu kuru kalmıştır. Böylece Kumçayının getirdiği özellikle ince taneli alüvyonlar rüzgâr tarafından daha kolay taşınabilmekte, deflasyon etkisi daha da artmaktadır. Bunun sonucunda, önceden kumullardan fazla etkilenmemiş olan tarım alanları, giderek artan bir şekilde kumul tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır.

Akselendi ovasındaki kumullar kabaca kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanır. Kumulların malzeme kaynağı sahası olan Kumçayının eski yatağı dışında, asıl kumul alanı bu yataktan güneye doğru sivri ucu Kum tepe güneyinde kalan bir üçgeni andıracak şekilde uzanmaktadır. Bu üçgenin Kumçayı yatağı boyunca olan taban uzunluğu 7 km, en geniş yeri ise 2 km kadardır. Kumul alanı bu sınırlar içinde 5,5- 6 km2 lik bir alan kaplamaktadır Kum örtüsünün kalınlığı yer yer değişmekle birlikte 3–4 metreye yaklaşmaktadır. Her ne kadar bir üçgeni andırmakla birlikte, kumul alanı batıda ve güneyde yer yer girinti ve çıkıntılar göstererek kamalar halinde tarım alanlarının içine doğru sokulmaktadır.

Kumul alanının topografyasını gözden geçirdiğimizde, Kum tepenin yer aldığı alandaki yükselti dışında kumul alanının oldukça düz bir şekilde ova üzerinde yayıldığı gözlenmektedir. Burada ripplemarklar, kum gölgeleri, kılıç kumulları ve bir nevi çöl kaldırımını andıran yüzeyler gibi kumullara ait mikro topografya örnekleri de gözlemek mümkündür.

Kumul alanında yapılan gözlemler sonucunda, özellikle Kum tepe güneyinde kumulların uç kısımlarında yer yer insanlar tarafından kaldırılan kum örtülerinin kesitinde açıkça görüldüğü gibi, farklı iki kumul jenerasyonundan söz etmek mümkündür. Bugün özellikle üzerinde kurakçıl türde bitkilerin tutunabildiği ve renk bakımından grimsi-açık kahverengimsi olarak görülen kumul tabakası birinci jenerasyonu meydana getirir (Fotoğraf 3). Bu tabakanın üzerinde temiz, parlak ve sarı renkte kumlardan oluşan ikinci bir kumul tabakası yer almaktadır. Genellikle alt kısımda görülen ve bazı yerlerde üzerindeki seyrek bitkilerle dikkati çeken kumul oluşumunun bu alandaki ilk kumul hareketlerine bağlı olarak geliştiğini söylemek mümkündür. Bu jenerasyondan aldığımız kum örneklerinin sedimantolojik analizi sonucunda daha killi olduğu görülmüştür Bu durum iki şekilde açıklanabilir. Bunlardan ilki; yöredeki ilk kumul oluşumunda rüzgâr tarafından daha uzaklara

taşınan nispeten kil-silt boyutundaki unsurların buralarda daha fazla yoğunlaşmış olmasıdır.

İkincisi ve asıl önemli olanı ise, bu jenarsayonun çok eski dönemlere ait olduğu ve topraklaşma sürecine geçtiğidir.

Bu durumda, genellikle kumul alanının alt kısımlarında rastladığımız, bu daha killi ve toprak görünüşlü kumul yığınlarının uzun bir zaman öncesinde gelişme gösterdiği ortaya çıkmaktadır. Kesin olarak yöredeki kumul hareketinin başlangıcı hakkında bir tarih vermek zor olmakla birlikte, en azından kumul alanı üzerinde gördüğümüz tek tük ahlat ağaçlarının durumu göz önüne alındığında, kumul oluşumunun bu ağaçların varlığından sonraya dayandığı öne sürülebilir. Bunun yanı sıra, Kum tepe üzerinde, bu çevrede Bintepeler adıyla anılan tümülüslerle büyük bir ihtimalle bağlantısı olduğunu düşündüğümüz bir kaç tümülüs bulunmaktadır. Bu tümülüsler büyük ölçüde kumlarla örtülmüştür. Bu durumda kumul oluşumu, tümülüslerin yapılış tarihinden daha sonra başlamış olmalıdır. Doğal olarak, eski tarihlerde Kumçayının getirdiği alüvyal malzemeler ve özellikle taşkın dönemlerinde yatağı çevresinde ova yüzeyine yaydığı daha ince taneler yağışların azaldığı, sıcaklığın arttığı, rüzgâr hız ve frekanslarının fazlalaştığı kurakça dönemlerde, yani yaz mevsiminde rüzgâr

etkisiyle sürekli deflâsyona maruz kalmıştır. Ovadaki ilk kumul gelişimi bu şekilde, fakat doğal çevrenin fazla tahrip edilmemiş olması nedeniyle günümüze oranla daha yavaş bir gelişme göstermiştir.

Kumul oluşumuna neden olan faktörler

Yukarıda kısaca özetlenmeye çalışılan kumulların oluşmasında büyük ölçüde fiziki ve beşeri faktörler birlikte etkili olmaktadır. Bu oluşumda etkisi olan beşeri faktörler genellikle fiziki faktörleri olumsuz yönde gelişmeye sevk ederek kumul oluşumunu hızlandırmaktadırlar.

Fiziki faktörler

Kumulların oluşumunda fiziki faktörlerin bütünüyle etkin olmasıyla birlikte, özellikle çevreninin jeolojisi, jeomorfolojisi, iklim elemanları, hidrografik özellikleri ve bitki örtüsü ayrı bir öneme sahiptir. Jeolojik özellikler ile jeomorfolojik süreçler kum kaynağının oluşmasında; çevrenin jeomorfolojisi ile iklim elemanları ise deflasyon ve yönü üzerinde etkilidir. Ova ve özellikle çevresindeki yüksek alanlardaki doğal bitki örtüsünün büyük ölçüde insanlar tarafından tahrip edilerek seyrekleşmesi, ya

da bütünüyle ortadan kaldırılması bu alanlardaki erozyonun hızlanması açısından önemlidir.

Akselendi ovasında kumulların oluşmasında ilk önemli etken, bir kum kaynağının bulunmasıdır.

Kumulların oluşmasında etkili olan bir diğer fiziki faktör yörenin iklim koşullarıdır. 

Ancak, burada iklim elemanlarından rüzgârın doğrudan etkisi ön plâna çıkarken, sıcaklık ve yağış koşulları da bu oluşumda destekleyici bir rol üstlenmekledir. Rüzgârın kumul oluşumu üzerindeki etkisi, rüzgâr şiddeti, hâkim rüzgâr yönü ve frenkansı ile belirginlik kazanmaktadır Kumullar üzerinde rüzgârın asıl etkisi yaz aylarında meydana gelmektedir. Bu dönemde, yörede

yağışların azalması, sıcaklığın artış göstermesi ve buharlaşmanın da yükselmesi nedeniyle kum tanelen kurumakta ve kohezyonu azalmaktadır.

Çalışma alanında yaz mevsiminde uzun yıllar hiç yağış düşmemesi de bu oluşumda etkili bir diğer faktördür. Elde edilen verilere göre, yörede yıllık yağış ortalamaları genellikle 600–800 mm ler arasında olup, yaz aylarında aylık ortalama yağış miktarı azalmakta, özellikle temmuz ve ağustos aylarında 5 mm nin altına düşmektedir.

Diğer taraftan, bu kurak koşullara paralel olarak son 10 yıl içinde Çömlekçi regülatöründen Akselendi ovasına su verilmemesi de kumul alanının oluşum ve gelişimini daha da hızlandırmış görünmektedir.

Araştırma alanındaki kumulların oluşum ve gelişmesinde doğrudan ve dolaylı etkisini gözlediğimiz bir başka doğal faktör de bitki örtüsüdür.

Yörede, özellikle ova alanının bütününde ve bunun çevresinde yer alan alçak ve az eğimli neojen arazisinin büyük bir bölümünde doğal bitki örtüsü ortadan kaldırılmıştır. Günümüzde bu alanlar tarım arazisi olarak kullanılmaktadır.

Doğal bitki örtüsünün tutunabildiği kesimler ise ovayı çevreleyen nispeten yüksek alanlardır. Bu alanların da büyük çoğunluğu tahrip edilmiştir. Yöredeki hâkim orman örtüsünü genellikle kızılçamlar oluşturmaktadır. Orman altı vejetasyonu seyrektir. Bunun yanında, orman örtüsünün seyrekleştiği alanlarda maki türleri gelişme göstermiştir. Ancak maki örtüsü de büyük ölçüde tahrip edilmiş durumdadır. Bugün ormanın sıklaştığı kesimler dar sahalar halinde yükseklerdeki fazla eğimli

alanlardır.

Beşeri faktörler

Beşeri faktörler, Akselendi ovasındaki kumulların oluşmasının yanı sıra, özellikle kumulların genişlemesinde ve tarım alanları üzerindeki tehdidinin artmasında etkili olmuştur.

Beşeri faktörler arasında Kumçayı yatağının değiştirilmesi, kumul alanı çevresinde aşın hayvan otlatılması ve yine eski

yatak üzerinde kum ocaklarının açılması en önemlileridir.

Akselendi ovasının taşkınlardan korunması ve Marmara gölünün beslenmesi amacıyla bir çalışma başlatılmış ve Kumçayı bir derivasyon kanalı ile Marmara gölüne bağlanmıştır.

Kumçayı derivasyon kanalı inşaatından sonra yapılan ikinci çalışma 1944 yılında Çömlekçi regülatörünün inşa edilmesidir.

Çömlekçi regülatörünün yapılmasından sonra ise, 1959 yılında regülatörün l km doğusunda Çömlekçi tersip bendi adını taşıyan ve Kumçayının taşıdığı alüvyonları bloke etmeyi amaçlayan bir set yapılmıştır.

Kumulların meydana getirdiği sorunlar

Söz konusu yeni kumulların tarım alanları üzerindeki tehdidi iki noktada yoğunlaşmaktadır.

Bunlardan birincisi Kum tepe batısında, Dallı tepeye doğru olan kabaca batı-güneybatıya yönelen kumul hareketidir. Burada, hareketli kumullar günümüze kadar genişçe bir kesimde tarım alanlarını işgal etmişlerdir. Ancak, özellikle son 8–10 yıl öncesine kadar hazine arazisi olan toprakları işgal eden kumullar, yöre halkı tarafından ciddiye alınmamıştır. Son 8–10 yıldır özel mülk tarım arazilerine yönelen kumul hareketi sonunda gerek tarla sahipleri ve gerekse yöre halkı konu üzerine ciddiyetle eğilerek sorunu kamuoyuna duyurmaya çalışmışlar ve yetkililerden yardım talep etmeye

başlamışlardır. Kumul hareketinin tarım alanlarındaki tehdidinin yoğunlaştığı ikinci kesim ise Devranbey tepe, Kum tepe ve Kanlıoğlu tepe doğrultusundan güneye doğru olan alandır

SONUÇ

Akselendi ovasındaki kumul oluşumu çok eskiden başlamış olmakla birlikte, özellikle 1950’li yıllarda Kumçayının Çömlekçi köyü yakınlarında Gölmarmara depresyonuna çevrilmesi sonucunda, kumul alanının gelişmesinde belirgin bir hızlanma gözlenmiştir. Önceleri, su miktarının fazla olduğu dönemlerde Kumçayının Akselendi ovasındaki yatağına zaman zaman su verilebilmekteyken, son 8-10 yıldır gerek su kullanımının artışı ve gerekse yağış miktarındaki nisbi azalmaya bağlı olarak

Kumçayının ovadaki bölümüne hiç su verilememiştir. Bu nedenle, Kumçayı eski yatağındaki deflasyona uygun alüvyal malzeme, daha fazla kumul oluşumuna katılmıştır. Söz konusu kumulun kaynağı olarak görülen Kumçayı yatağının güneye çevrilmesi sonucu Akselendi ovasına daha az malzeme getireceği görüşü, burada daha önce yapılmış çalışmalarda, kumul hareketinin azalacağı yönünde yorumlara neden olmuştur (Hoşgören,1983). Fakat görüldüğü gibi, kumul hareketi

durmamış, aksine belirtilen nedenlerden dolayı daha da hızlanmıştır. Arazi gözlemleri sonucunda, Akselendi ovasındaki kumullar, kapladıkları alan dışında, başlıca iki yönde tarım alanları üzerinde sorun yaratmaktadır. Kumulların günümüzde yarattığı problemlerden birisi, Kum tepe batısında Dallı tepe ve Devranbey tepeye doğru batı-güneybatı yönünde, diğeri ise

Kum tepenin güneyinde geniş bir alanda ortaya çıkmaktadır. Söz konusu alanlarda kumullar yılda 10– 15 m yi bulan bir hızla tarım alanlarına doğru ilerlemektedir. Kumların deflasyonla taşınıp, tarım alanlarını örtmesi yanında, nispeten bu olaya uzak kalan tarım alanlarındaki ürünlere de korrazyonetkisi zarar vermektedir.

Şu anda, büyük ölçüde kumullar tarafından örtülmüş olan tarım alanlarını korumak amacıyla, daha önce yöre halkı tarafından yapılmış rüzgâr perdeleri kumulların ilerlemesini durduramamıştır. Kumulların günümüzdeki durumu gözden geçirildiğinde, bu hareketin önlenemediği takdirde yıldan yıla giderek artan bir hızla devam edeceği açıkça ortadadır. Bu hareketin önlenememesi durumunda, alınacak önlemlerin her geçen gün biraz daha fazla güç ve ekonomik yatırım gerektireceği doğaldır. Geçmiş yıllarda buna benzer, ama çok daha geniş alan kaplayan Karapınardaki kumulların bilinçli sistemli bir şekilde çalışılarak önlenebildiği gerçeği iyi bir örnek olarak ortadadır. Akselendi ovasındaki kumulların, Karapınardaki kumullara oranla çok daha küçük bir alan kapladığı düşünülürse, nispeten daha az bir yatırım ve bilinçli bir uygulamayla bu sorunun ortadan kaldırılması mümkündür. Bu nedenle, zaman geçirilmeden ciddi bir şekilde konunun ele alınarak;

1. Kumçayı yatağındaki kum ocaklarının kapatılması,

2. Kumul alanı ve çevresinde hayvan otlatılmasının durdurulması,

3. Kumul oluşumu ve hareketini önlemek üzere kumçayı yatağından itibaren rüzgâr perdelerinin yapılması

4. Kumulların stabil hale getirilmesi için uygun bitkilerle kaplanması ve belirli bir zaman sonra tarıma açılması gerekmektedir. Bu çalışmalar için yöre halkı, ilgili devlet kuruluşları ve üniversite birimlerinin işbirliği uygun olacaktır.

KAYNAKLAR

DSİ. 1964, 1964 Bütçe Yılı İcraat Programına Giren Projeler Bülteni (Bölge II), Enerj. ve Tabii Kayn.

Bak. DSİ Gn. Md. Prog. ve Takip İşi. Yard. Yay. Ankara.

DSİ. 1966, Akhisar Projesi Planlama Raporu. Enerji ve Tabii Kayn. Bak. DSİ Gn. Md. Etüd ve Plan

Dairesi Bask. Yay., Ankara.

ERİNÇ, S. 1963, İç Anadolu Karapınar Çevresindeki Kum Reliefı Hakkında, İst. Univ. Coğ. Enst. Derg.,

Sayı 13, s.113-129, İstanbul.

ERİNÇ, S. 1973, Jeomorfoloji II (Genişletilmiş ikinci Baskı). İst. Univ. Yay. No: 1628, Coğ. Enst. Yay.

No: 23, İstanbul.

HOŞGÖREN, M.Y. 1983, Akhisar Havzası, Jeomorfolojik ve Tatbiki Jeomorfolojik Etüt. İst. Univ. Yay.

No: 3088, İstanbul.

TEMUÇlN, E. 1991, Manisa - Akhisar Ovalarında iklim ve Ortam ilişkileri. (Uygulamalı Bir Coğrafya

Araştırması), Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ege Univ. Sos. Bil. Enst., İzmir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Coğrafya Savaşmak İçindir...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

Arkadaşlar

aslihanyildirim
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:29
| Sonraki Sayfa